İlahi Aşk ya da duyguların hayatımıza tesiri


İnsan bir çok duyguyla, hissiyatla yaratılmıştır ve yaratılmışların arasında ağlayan, gülen, sevinen, üzülen ve aşık olan tek varlıktır. Bu özellikleriyle yaratılmışların en üstünü de olabilir, en aşağısında… Bunun için yapması gereken şey duygularını boş yere israf etmemektir. Yaratılan her şeyin bir amacı olduğu gibi duygularımızın da bir amacı vardır. Nasıl ki bir karıncanın bile bu dünyada vazifesi var ise, aynen öylede duygularımızın da bir vazifesi vardır. Eğer biz onları vazifesinin dışında kullansak hüsrana uğrayanlardan oluruz. Mesela; öfke bakıldığında kötü bir duygudur ve fazlası zarardır. Lakin verilmesinde bir amaç vardır. Bu duygu hak ve hakikat yolunda kullanılırsa faydalıdır. Yoksa gereksiz yere kullanımı israftır ve bu da insana hüsrandan, üzüntüden başka şey vermez. Kıskançlıkta bunun gibidir. Lakin ben aşka değinmek istiyorum.
 

Aşk hiçbir duyguya benzemez. Ne kötü bir duygudur, ne de iyi. Bunu sadece yaşayanlar anlayabilir. Asıl olan bu duygunun bize neden, ne amaçla verildiği ve bizim onu vazifesine uygun kullanıp kullanmamamızdır. Birde sevgi vardır. Aşk kadar güçlü, aşk kadar büyük olmayan ama yaradılışında bir hikmet ve kendine özgü vazifesi olan bir duygudur. Biz insanlar bazen bu ikisini birbirinin yerine kullanabiliyoruz ve bunun sonucunda yaşanan uyuşmazlık nedeniyle pek mutlu olamıyoruz. 
 
Aşk çok büyük ulvi bir duygudur. Beklentisi yüksek olduğu kadar etkisi de büyüktür. Aşk yakar, aşk yıkar. Tüm beynin ve vücudunun bütün hücreleri sevdiğinin adıyla çarpar. Aşık olan insanın sevdiği için yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Belki bu yüzden derler aşkın gözü kördür diye… Canını istese verecek kadar sevmektir sevdiğini ama dedim ya bir o kadar da beklentisi büyüktür. Sonsuzluk ister, bitmesin ister, karşısındaki onu daha az sevdi mi incinir, kırılır. Demek ki bu duygu bize hiç bitmeyecek olan bir aşk, hiç bizden gitmeyecek olan bir aşık için verilmiştir. Kalbin itminan bulması için vazifelinin, vazifesini yaptırmak lazımdır. Kalbin vazifesi de Yaratana, Rabbine aşık olmaktır. Hiç gitmeyecek, hiç bitmeyecek tek aşk budur. Birini seversin ya ölür, ya çeker gider, ya başkasını sever, ya da seni sevdiğine vermezler. Hep bir sıkıntı ve hüsran vardır. Sevdiğinle olsan bile bir müddet sonra, belki üç yıl, belki beş yıl anlarsın ki aşkının büyüklüğü kadar büyük değilmiş sevdiğin. Ayrılırsın, üzülürsün. Nedeni ise sevgini vermen gereken insanlara aşkını vermişsindir. Yani aşkını vazifesine uygun kullanmayıp, boş yere israf etmişsindir. 
 
Halbuki sevgi öyle midir?

 
Aşka nispeten beklentisi daha az ve buna kıyasla etkisi daha küçüktür. Bir çiçeği seversin, bir arkadaşını seversin, bir öğretmenini seversin ama bu sevdiklerinden sonsuzluk beklemezsin. Belki bitmesin istersin. Ama bitse de o kadar üzülmezsin. Başta biraz acıtsa da canını sonradan alışırsın. Aşkı elinden giden insanlar intihara bile kalkışır lakin sevdiği birini kaybedenler sadece gözyaşı döker. Bu misal aşkın asıl sahibine değil de, küçük ve yetersiz bir insana verildiğinde nelere yol açtığını göstermede yeterlidir sanırım. Aşk büyük bir duygudur, çünkü aşkın sahibi de büyüktür.
 
ilahi aşka sahip olan insanlar, aşkın verdiği güzellikle başları döner. Kalbi Allah Allah diye çarpar. Tüm hücrelerinde, beyinlerinin her kıvrımında onu hisseder. Hiç bitmez tükenmez bir aşk deryasında bulurlar kendilerini. Baktıkları her yerde attıkları her adımda aşklarını görürler. Ve yaratılanı da yaratanın aşkına severler. Sevgide de sineleri o kadar geniştir ki, sınır tanımazlar. Kalplerine işleyen büyük aşkları artık bedenlerine sığmaz olur. Aşık oldukları Rablerini kime anlatacaklarını şaşırırlar. Çünkü seven sevdiğinin güzelliklerini anlatmaktan feyz alır. Bizlerin de böyle aşklardan nasiplenmesi dileğiyle. Kalbiniz aşkla dolsun....