Umutsuzluğa Olsun Demek Mutluluk diyarlarında umutlu olmak demiştim ama bazen insanın, hayata dair umudu da kalmıyor maalesef. Hayat öyle acımasız ki; bazen içinde bulunduğumuz sistemin tüm dayatmaları bir yandan, kendi bireysel duygularımız bir yandan bir şeyler dayatıyor ve mutsuz oluyoruz. Mutsuz olmak yetmiyormuş gibi, var olan umudumuzu kırıyor, yolculuğumuzun önüne set çekiyor birileri. Ama yine de umutlu günleri bekliyoruz, hayat diyoruz, özgürlük ve mutluluk güneşi bizim için doğacak diyoruz acılar içinde ruhumuz fahişe olurcasına kıvranıp duruyoruz.
       
        Geçen Cuma günü, Star TV de yayınlanan Behzat Ç nin 81. bölümünü seyrettim. Behzat Ç; Aykırı tiplemeleriyle, insanlık boyutuyla bireylere damgasını vuran bir dizi. 81. bölümde Behzat aradığı bir karakterin bulunduğunu öğrenir. Onu almaya giderken; arabanın lastiği patlar ve saat:23.00 dır. Bir hayal, rüya veya şizofren vaka gerçekleşir. Behzat o andan itibaren olaylar yaşar, gittiği bir yerden, diğer yere oradan da başka bir yere gidip durur. Ve her gittiği yerde bir şeyler ile yüzleşir. Kızının ölümünü öğrenir, diğer kızının durumunu öğrenir, annesinin gitmesini, polis olmasının nasıl başladığını öğrenir veya sorgular. O kadar karmaşıktır ki hayatı, çözmeye çalışır ve geçmişiyle sorulara cevap arar. Dikkatimi çeken yer ise; bir sahnede Behzat, çocukluğu ve yaşlılığı bir aradadır. Geçmişin acısıyla kıvranırken, geleceği ona hiç bir şeyin değişmediği umutsuzluğunu yükler. Safça duran çocukluğuna rağmen olsun demek ister ama hayat bunu dedirtmez.

- Bazen, sorulara cevap bulmak bizi mutlu etmez, daha çok acı verir. Çünkü olana biz sebebiyet vermişizdir.

- Bazen, umutlu olmayışımızın nedeni geçmişteki umutlarımızın karanlıkta kaybolduğudur.

- Bazen, çarkın içindeki doğruluğumuzun en büyük yanlışlık olduğunu görürüz.

       Yalanla mutluluk olmuyor. Bekleyiş, umut, özgürlük beklentileri gerçekleşmiyor. Yalanlar içerisindeki mutluluk serüveninden başka bir yol bulamıyoruz maalesef. Bekleyişlerimizde umutlarda yok arık. Sadece yolculuktayız, umuda yolculuklarda, boş ver diyoruz, kandırıyoruz kendimizi. Tıpkı Behzat gibi;

- Polis ama polisliği sevmiyor, bu yüzden ha bire kendini sorguluyor. Hayatının olumsuz gitmesinin en büyük nedeni de bu belki. - Cumartesi annelerine üzülüyor çocuklarını kaybettikleri için, sistem tarafından öldürüldükleri için,

- Trans cinayetlerine üzülüyor, polisin onları ötekileştirip ölümlerine sebep olduğu için.

- Kürt çocuklarına üzülüyor. Dilleri yüzünden yine ötekileştirildikleri için, cezaevlerinde oldukları için.

- Üniversite öğrencilerine üzülüyor, haklarının kampüslerde tahakküm altına alındıkları için.

       Tüm bunları yapan oligarşinin içinde yer alıyor ve belki de bunun yüzünden, mutsuz, karamsar ve umutsuz. Karanlıklar içerisinde çırpınıp duruyor.
     
       Mutlu muyuz? Hayır değiliz. Var olan sistem, aile ritüelleri, eğitim kurumu, hukuk kurumu bize mutlu olmamayı öğretti. Ufak dert, tasalar, anlık hazlarla bizi kandırmayı başardılar. Ve özgürlüğe dair düşlerimize engel oldular. Sahte bireyler olduk ve aynı kişiler olarak hayatımızı sürdürme çabasındayız maalesef.

       Yine Behzat Ç’nin bir bölümünde; Behzat’ın ölen kızı yüzünden eski eşi ruhsal bir travma geçirmiş, Behzat’ı hala eşi zanneder ve Behzat’ın yanına aldığı kızı, ölen kızı zanneder. Behzat bir akşam eve geldiğinde, kızın da kadına anne dediğini görür, şaşırır ve hesap sorarcasına; “Sen onun durumunu biliyorsun, sen neden böyle yapıyorsun?” Kız cevap verir; “Biz böyle mutluyuz, biz yalanlarımızla mutluyuz Behzat” der. Behzat ertesi gün oyuna dahi olurmuş gibi gelir. Kızı gibi davranır, eşi gibi davranır, sofrayı kurarlar gülerler, eğlenirler ve en sonda Behzat kusar. Ve bölüm biter. Yalandan mutluluk olmaz bana göre değil imajında biter. İstesek de, yalandan mutlu olamayız, onun bile umudu kalmamıştır.

        Sıradanlaşıyoruz, hayatlara tanık oluyoruz. Yalandan da olsa mutlu olamayız. Hikâyelerimiz, kişiliğimiz, insanlık aşkımız, elimizden alınmıştır. Çünkü umutlarımız yoktur artık karanlıklarımız vardır. Her şeye rağmen olsun demek isteriz, olsun, aman işte, yine de olsun demek isteriz. Geçmişin saflığına kanarak, gelecek karamsarlıkların farkına vararak, yapılacak belliyken bir şey yapamadığımızın verdiği acıyla olsun demek isteriz. Tıpkı Behzat Ç’ de Pilli Bebek’in çalan Olsun parçası gibi;

        Yorgun gecelerin ardından hep aynı yere dönüyoruz, solmuş yüzlerde gülümseme bekliyoruz, ama yalanlar görüyoruz hala, sonsuz dünyaya bakınca olsun demek istiyoruz ama .
Ama OLSUN DESEKTE ARTIK ÇOCUKÇA DÜŞLERİMİZ YOK ARTIK!