Srebrenitsa Katliamı… Temmuz 1995...Sadece kayıtlarda yazanı söylüyorum en az 8300 Boşnak’ın ve Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde general Ratko Mladiç komutasındaki ağır silahlarla donatılmış Sırp ordusu tarafından öldürüldü.2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı ve Avrupa’daki hukuksal olarak ilk kez belgelenen soykırım. Bir ton müslümanın acımasızca katledilip, kimlikleri tanınmasın diye parçalara ayırılıp toplu mezarlara gömüldükleri günleri maalesef yaşadık. Sağ olsun Birleşmiş Milletler Dünya’da barışı ve güvenliği korumak adına kurulduklarını iddaa etmelerine rağmen kıllarını bile kıpırdatmadılar. Yapılan kıyımlara bir bir şahit olduk.
Amerika’nın petrol uğruna ikiz kuleleri mazeret gösterip Irak’a girmesi… İsrail’in Gazze’ye yaptığı katliamlar… Vietnam katliamı, Hiroşima ve Nagazaki katliamları… Hitlerin Yahudi soykırımı… Saddam Hüseyin’in Halepçe katliamı…Çanakkale, Uludere, Dersim Kıyımları… Bu liste uzar gider. Şimdi de piyasada Suriye katliamı var.
Bir koltuk uğruna insanlara kıyabilmek… Umutları söndürebilmek… Hayalleri ve anıları herc ü merc etmek… Bir insan nasıl bu kadar acımasız ve zalim olabilir? Bir de kendi halkına? Oradaki insanları bir düşünün. Sadece yaşamak istiyorlar. Yaşamak…En temel hak aslında yaşam hakkı…Seçim hakları yok. Bir sadist tarafından canice, cebren öldürülüyorlar. Küçücük çocuklar, masumane bebeler, evlenen çiftler, dedeler, nineler… Bir pislik, bir böcek muamelesi görülüp ezilmeye, kıyılmaya çalışılan insanlar… Çok şey mi istediler?
Dostoyevski’nin ‘’Suç ve Ceza’’ Adlı eserinden Raskolnikov adlı karakterinin öz eleştirisinden ufak bir parça paylaşmak istiyorum:
Tuhaf tuhaf gülümseyerek ‘’böylesine büyük bir işe kalkışmışken ufacık şeylerden korkuyorum!’’ diye geçirdi içinden. ‘’Hımm … Evet … Her şey insanın elinde, ama sırf bu korkaklığı yüzünden kaçırıyor fırsatları… Gerçek bu işte…İnsanlar en çok neyden korkarlar acaba? En çok korktukları ilk adımı atmak, ilk sözü söylemek… Bununla birlikte ben çok gevezelik ediyorum. Gevezelik ettiğim içinde bir şey yapabildiğim yok. Yanılmıyorsam olay şu: Bir şey yapmadığım için gevezelik ediyorum. Gevezelik etmeyi de, günlerce köşemde yattığım, olur olmaz şeyler düşündüğüm son bir ayda öğrendim… Peki nereye gidiyorum şimdi? Bunu yapabilecek yetenek var mı bende? Gerçekten ciddi mi bu? Hiç te ciddi değil. Fantezi olsun diye kendimi avutuyorum. Bir çeşit oyuncak! Evet belki de bir oyuncak bu!’’
Maalesef Raskolnikov’un dediği gibi etkin bir şekilde harekete geçemedik. Gerçek bu... En çok korktuğumuz şeyi ilk adımı atamıyoruz. Bundan dolayı yerimizde sayıyoruz. Bu mesele açıkçası magazinleşmeye başladı. Kim kiminle çıktı? Falanca altına yeni bir yat almış. X, Y ile evlenmiş haberlerinden bir farkı kalmadı. Tayyip Erdoğan, Beşşar Esad’a K demiş. Barrack Obama Z demiş. Ankaralı yazarlar mektup yollamış. Rusya bilmem ne demiş. Birleşmiş Milletler zaten olaylara hep seyirciydi öküzün trene baktığı misali. Olayın zaten kendi kontrollerinden çıktığını ve bir şey yapamayacaklarını da söylediler. Ya sen BM olarak müdahale edemeyeceksen kim bu gidişata bir son verecek? Bizimkiler Suriye meselesini Amerika’ya taşıdılar. Eeeee? Sonuç ne?Arada bir ateşkes oluyor. Cinayete bir son veriyorlar. İki gün sonra öldürmeye devam. İnsanlar hala can vermeye devam ediyor. Hala Beşar Esad katliamı son hız devam. Tamam anlıyorum. Kolay değil. Sıradan bir insanın ya da halktan birinin elinden gelebilecek çok bir şey yok açıkçası. Ama ülkenin başındaki insanların bir şey yapmaları gerek. Bunu sadece Türkiye için söylemiyorum. Bütün dünya olaya seyirci. Hadi biz bir şey yapamıyoruz komşumuza. En azından birleşip Beşar Esad’ı bile sindiremiyoruz. Sırp katliamı yapılırken olaylara seyirci kaldık ve hala aynı hatalara düşmekte ısrarcı davranıyoruz. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın misali çoğumuz oralı bile olmuyoruz açıkçası. Neden bazı şeyleri zamanında yapamıyoruz? Ratko Mladiç yakalandı ama neden zamanında değil? Neden bir yığın insan öldükten sonra insanların aklı başına geliyor? Kadınlara tecavüz edildikten sonra… Bir millete haksızca kan kusturduktan sonra… Raskolnikov’un dediği gibi gevezelik yaptığımızdan dolayı bir halt yapamıyoruz. Nereye gidiyoruz diye soramıyoruz kendimize? Oyunun içinde oyuncak olmaktan kurtaramıyoruz kendimizi.
Bu sersem mantalite devam ederse :
-Kundaktaki bebeğin ağır taramalı ile öldürülmesi -Bir ailenin yok edilmesi -Bir vatanın harabeye dönmesi artık sıradanlaşmaya, gayet normal bir duruma dönüşmeye başlıyor. Haberlerde otuz kişinin ölüm haberine ohh bugün daha az kişi ölmüş gibi bir tepki verir hale geldim… Kendimi tanıyamaz haldeyim. Evet bu ben, ben değilim. Sağ olsunlar sayelerinde fıtratlarımız da değişti. Artık ölüm haberlerine de yüreğimiz eskisi kadar yanmaz, umursamaz olduk. Duyarsızların arasından toplumdaki yerimizi almayı başardık. Taviz vere vere öyle bir hale geldik ki. Suriye gelir geçer, ama dünyada zalim insanlar oldukça kıyımların da sonu gelmeyecek. Ona da sesimizi çıkarmayalım. Ne olsa bizim derdimiz yok… Ama bir gün başına böyle bir şey geldiğinde yardım isteyecek, şekva edecek yüzün olabilecek mi? Bir düşün…
Tevhid yolunda her şey Kadir-i Zülcelale intisab ve istinad ettiğinden; bir karınca bir Firavun’u, bir sinek bir Nemrut’u, bir mikrop bir cebbarı mağlup ettikleri gibi Allah (c.c) kendine şirk koşan zalimleri gayet aciz hayvanlara yenik düşürmüş. Biiznillah yaptıkların yanına kar kalmayacak ve er geç dünyeviyet uğruna canını veren Muammer Kaddafi gibi bir lağım çukurunda geberip gideceksin. Çünkü sen buna layıksın. Allah’ın izniyle o hala oturmak istediğin koltuk senin mezarın olacak. İşte o zaman, o insanların hesabını Nemrut ve Firavun ile takılırken bir bir vereceksin…Vesselam…
Not: Finallerin yaklaşması, ingilizce kursu ve sınavları, okumam gereken kitaplar olduğundan çok fazla vakit ayıramıyorum ama mümkün olduğunca hafta sonları yazmaya çalışacağım. Biraz gevezelik ettim. Hakkınızı helal edin.